Bazı düşünceler kaybolur; bazılarıysa zihni sürekli meşgul eder.
“Ya işler düşündüğüm gibi gitmezse?”
“Acaba onun söylediği şeyin altında başka bir anlam mı vardı?”
“Ya gelecekte kötü bir şey olursa?”
Bazı düşünceler zihnimizde kısa süreli olarak ortaya çıkar ve kaybolur. Ancak bazen aynı konu üzerinde tekrar tekrar düşünmeye başlarız. Çözüm üretmediğimiz halde zihnimiz aynı soruların etrafında dönmeye devam eder.
Günlük yaşamda aşırı düşünme, “çok düşünmek” olarak ifade edilse de psikolojik açıdan daha önemli olan, düşüncelerin kişinin kontrolünü ne ölçüde ele geçirdiğidir.
Aşırı Düşünme ile Problem Çözme Arasındaki Fark Nedir?
Her düşünmek problem değildir. Hatta geleceği planlamak, geçmiş deneyimleri değerlendirmek ve alternatifleri gözden geçirmek psikolojik açıdan işlevsel olabilir.
Problem çözme ile aşırı düşünme arasındaki temel farklardan biri ortaya çıkan düşüncenin bir sonuca ulaşıp ulaşmadığıdır.
Problem çözmede kişi:
Sorun → seçenekler → değerlendirme → karar → eylem
şeklinde ilerler.
Aşırı düşünmede ise süreç çoğu zaman:
Sorun → tekrar düşünme → başka bir ihtimal → daha fazla kaygı → tekrar düşünme
şeklinde devam eder.
Yani düşünme artarken çözüm üretme azalabilir.
Aşırı Düşünme Neden Ortaya Çıkar?
Aşırı düşünmenin arkasında farklı psikolojik süreçler bulunabilir. Özellikle belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma, kontrol ihtiyacı, hata yapma korkusu ve yoğun kaygı düşüncelerin tekrar tekrar zihne gelmesine katkıda bulunabilir.
Kaygı yaşayan kişilerde gelecekte gerçekleşebilecek olumsuz senaryoları sürekli değerlendirme eğilimi görülebilir. Örneğin kişi “En kötü ne olabilir?” sorusunu cevaplamaya çalışırken yeni olasılıklar üretmeye devam edebilir.
Ancak zihnin amacı çoğu zaman kişiyi tehlikelerden korumaktır. Bu nedenle düşünmek kısa vadede kontrol hissi verebilir.
Sorun, düşünmenin kişiyi rahatlatmak yerine daha fazla kaygı üretmeye başlamasıdır.
“Ya Olursa?” Düşünceleri Neden Bu Kadar Güçlüdür?
Kaygı çoğunlukla kesinlik arayışıyla ilişkilidir.
“Kesin kötü bir şey olmayacağını nasıl bilebilirim?”
“Bana kızmadığından nasıl emin olabilirim?”
“Gelecekte her şeyin yolunda gideceğini nasıl garanti edebilirim?”
Bu soruların önemli bir kısmının kesin bir cevabı yoktur.
Kişi kesinlik elde etmeye çalıştıkça daha fazla düşünmeye başlayabilir. Böylece zihinsel kontrol çabası paradoksal biçimde kaygının devam etmesine katkıda bulunabilir.
Kaygı bozukluklarında bilişsel davranışçı terapi gibi kanıta dayalı psikoterapi yaklaşımları, kişinin otomatik düşüncelerini fark etmesine, bunları değerlendirmesine ve işlevsel olmayan düşünce-davranış döngülerini değiştirmesine yardımcı olabilir.Aşırı Düşünmeyi Azaltmak İçin Ne Yapılabilir?
İlk adım düşünceleri tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, onları fark etmektir.
“Şu anda gerçekten bir problem mi çözüyorum, yoksa aynı düşüncenin etrafında mı dönüyorum?” sorusu bu ayrımı yapmaya yardımcı olabilir.
Düşünceyi düşünce olarak fark etmek de önemlidir. Örneğin:
“Kesin kötü olacak.”
yerine
“Şu anda kötü olacağına dair bir düşüncem var.”
demek, düşünce ile gerçeklik arasındaki mesafeyi artırabilir.
Ayrıca kişinin kontrol edebileceği ve kontrol edemeyeceği alanları ayırması da faydalıdır. Çünkü kontrol edilemeyen bir sonucu zihinsel olarak defalarca değerlendirmek, çoğu zaman gerçek bir kontrol sağlamaz.
Aşırı Düşünme Ne Zaman Bir Psikolojik Soruna İşaret Eder?
Herkes zaman zaman fazla düşünür. Bu nedenle tek başına çok düşünmek psikolojik bir bozukluk anlamına gelmez.
Ancak düşünceler sürekli hale geliyor, uykuya dalmayı zorlaştırıyor, kişinin günlük işlerini yapmasını engelliyor, ilişkilerini etkiliyor veya yoğun kaygı ve huzursuzluk yaratıyorsa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.
Özellikle kişinin “Düşüncelerimi durduramıyorum” veya “Ne yaparsam yapayım zihnim susmuyor” şeklinde ifade ettiği durumlarda, düşüncelerin altında yatan kaygı, kontrol ihtiyacı veya diğer psikolojik süreçlerin ele alınması önemlidir.
Sonuç
Aşırı düşünmek çoğu zaman kişinin sorunlarını çözme çabasının kontrolden çıkmış bir biçimi haline gelebilir. Zihin belirsizliği ortadan kaldırmak için daha fazla düşünürken, kişi farkında olmadan kendisini daha fazla kaygının içinde bulabilir.
Amaç zihni tamamen susturmak değildir. Çünkü düşüncelerin hiç ortaya çıkmaması gerçekçi bir beklenti değildir. Daha sağlıklı olan, düşüncelerin ortaya çıkmasına rağmen onlara otomatik olarak kapılmadan yaşamaya devam edebilmeyi öğrenmektir.
Psikoterapi sürecinde kişinin düşünce, duygu ve davranışları arasındaki bağlantıları fark etmesi; işlevsiz düşünce döngülerini değiştirmesi ve belirsizliğe daha sağlıklı şekilde yaklaşabilmesi desteklenebilir.